Türkiye Su Meclisi'nden Birlik Çağrısı 29/03/2011
Türkiye Su Meclisi, son zamanlarda artan bir ivme ile sistemli bir karalama kampanyasının odağı haline getirilmiştir. Meclis üyeleri, yapılan ithamları derin bir üzüntü ile izlemektedir. Son günlerde sanal ortamda yayımlanan bazı yazılar; doğanın katledilmemesi için alınteri ve yüreğiyle ayağa kalkan Anadolu halkını karşısına alarak, sermayenin uzantısı olmakla suçlamaktadır. Türkiye Su Meclisi, Türkiye'deki HES karşıtlarının topyekün bir rekabet ortamına sürüklenmesinden ve parçalanmasından duyduğu endişe nedeniyle, bu ithamlara yanıt vermek zorunda kalmıştır. Türkiye Su Meclisi'ni bir araya getiren temel belge, 18 Ocak 2010'da Rize İkizdere'de tüm Meclis üyelerince onaylanan Su Manifestosu'dur. Bu manifestoya göre, Türkiye Su Meclisi aşağıdaki temel ilkeleri benimsemiştir:
Su Meclisi'nin sermayeden beslendiği ve AB veya benzeri uluslar arası kurumların güdümünde hareket ettiği yönündeki iddialar asılsız ve mesnetsizdir. Meclisin Yürütme Kurulu, oylama yapılarak Genel Kurul üyeleri tarafından seçilmekte ve bu iki organ dışında Meclis adına karar alınan başka bir merci bulunmamaktadır. Türkiye Su Meclisi, hiçbir zaman, hiçbir ticari oluşumla ortaklık kurmamış, şirketlerden ne bağış talep etmiş, ne de kabul etmiştir. Kurulduğu günden bu yana Meclis’imiz bir halk meclisidir ve tek gelir kaynağı üyelerimizin aidat ve bağışlarıdır. Meclis’in tüm çalışmaları gönüllü olarak yürütülmektedir. Türkiye Su Meclisi, siyasi düşünce, dil, din, ırk ayırt etmeden HES’lere ve suyun ticarileşmesine topyekün karşı duruş sergileyen tüm sivil oluşumların üyeliğine açıktır. Tüm üyeler, Meclis çalışmaları hakkında eşit oy hakkına sahiptir ve hiçbir üye tek başına Meclis adına belirleyici olamaz. Türkiye Su Meclisi, yönergesinde yer alan AB Su Çerçeve Direktifi’ne yönelik eleştirileri Meclis’in Haziran 2010’da Beypazarı’nda gerçekleştirilen toplantısında ele almıştır. AB Su Çerçeve Direktifi ve havza planlaması ile ilgili belirsizlikler nedeniyle bu konu Meclis çalışmalarının tümüyle dışında bırakılmış ve bu karar Genel Kurul’a yazılı olarak iletilmiştir. Özetle, Türkiye Su Meclisi’nin AB Su Çerçeve Direktifi’ni destekleyici bir girişimi hiçbir zaman olmamıştır. Türkiye Su Meclisi ile ilgili söylemlerden biri de, Büyük Anadolu Yürüyüşü’nün Türkiye Su Meclisi tarafından yönetildiği şeklindedir. Türkiye Su Meclisi, Büyük Anadolu Yürüyüşü’nün yöneticisi veya yürütücüsü değildir. Türkiye Su Meclisi, Ocak 2010’da doğa haklarını anayasal güvenceye almak amacıyla kurulmuştur. Bugün pek çok başka sivil insiyatif tarafından da benimsenen bu amaç, bizlere HES’lere karşı mücadele eden tüm kişi ve kurumlarla saygıya dayalı bir ilişki kurma yükümlülüğü vermektedir. Bu nedenle Türkiye Su Meclisi, bu güne kadar kendisini zaman zaman hakarete varan bir çizgide eleştiren oluşumlar da dahil, hiçbir sivil insiyatifin çalışmalarını değersiz kılacak bir söylem geliştirmemiştir. HES’lere karşı mücadele eden oluşumlar ortak bir kurumsal çatı altında toplanmak istemeyebilirler. Ancak bu oluşumların birbirine kasten zarar vermeye çalışması, hak mücadelesinin temel etiğine aykırıdır. Meclisimiz’in var oluşuna yönelik haksız eleştiriler ve Türkiye’deki HES karşıtı hareketlerin birbirine adeta düşman edilmek istenmesi, şüphesiz ki yalnızca HES şirketlerini ve onların yandaşlarını sevindirmektedir. Türkiye Su Meclisi, yaşadığımız toprakların acımasızca katledildiği ve kapitalist sistemin emrine sunulduğu bir dönemde, HES’lere karşı mücadele eden tüm tarafları itidal, saygı ve birlik beraberlik içinde hareket etmeye davet etmektedir. Türkiye Su Meclisi Yürütme Kurulu 1 Comment İstanbul Barosu Çevre ve Kent Komisyonu HES Çalışma Grubunca düzenlenen ‘Hidroelektrik Santrallerin Ekonomik ve Sosyal Değerlendirilmesi ile Ekosisteme Etkileri ve HES’lere İlişkin Dava Takipleri’ konulu panel ve forum 19 – 20 Mart 2011 tarihlerinde İstanbul Barosu Kültür Merkezinde yapılacak. 19 Mart 2011 Cumartesi günü yapılacak panelde ‘Hidroelektrik Santrallerin Ekonomik ve Sosyal Değerlendirilmesi ile Ekosisteme Etkileri’ konusu uzmanlarca ele alınacak. 20 Mart 2011 Pazar günü yapılacak forumda ise ‘Hidroelektrik Santrallere ilişkin Dava Tipleri ve Bir Mücadele Aracı Olarak Hukuk’ konusu katılımcılarca tartışılacak. Büyük Anadolu Yürüyüşü Nisan'da Başlıyor 11/03/2011
Anadolu halkı, doğayı yok eden faaliyetleri durdurmak için Ankara’ya yürümeye hazırlanıyor. Nisan’da başlayacak olan yürüyüş, 7 farklı koldan ilerleyerek Ankara’da buluşacak. Ankara’da toplanacak halk talepleri kabul edilene kadar geri dönmeyecek. Anadolu’yu Vermeyeceğiz sloganıyla organize edilen Büyük Anadolu Yürüyüşü, Doğa Karadeniz’de Senöz Vadisi’nden, Ege’de İzmir’den, Akdeniz’de Antalya’dan, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Hasankeyf’ten, Marmara’da Edirne’den, Doğu Anadolu’da Erzurum’dan, Batı Karadeniz’de Kastamonu Loç Bölgesi’nden başlayacak. Vadileri’nden, köylerinden, şehirlerden yola çıkarak Ankara’ya doğru hareket edecek ekiplere yok boyunca farklı illerden ve bölgelerden de insan katılımları gerçekleşecek. Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı’nın derhal geri çekilmesini hedefleyen Büyük Anadolu Yürüyüşü, Anadolu’nun tüm akarsularının satılmasına neden olan ve sayısı 4 bini bulan HES ve barajların durdurulmasını istiyor. Yürüyeceklerin diğer talepleri arasında dağları yok edecek olan 40 binin üzerindeki maden ruhsatının iptal edilmesi, nükleer enerji projelerinin durdurulması, 2B gibi ormanları yok edecek yasa tasarısının derhal geri çekilmesi gibi doğa üzerinde yok edici etkileri olan faaliyet ve düzenlemelerin durdurulması yer alıyor. “Yaşam hakkını korumak için yürüyoruz” Türkiye Su Meclisi adına yürüyüşle ilgili açıklama yapan sözcü Pervin Çoban Savran, “Doğayı dikkate almadan yürütülen kar odaklı kalkınma politikalarının Anadolu’yu hızla uçuruma doğru sürüklediğini belirterek şunları söyledi: “Doğanın kadim bilgisi, bilim, kamuoyu vicdanı ve hukuk tanımdan hayata geçirilmeye çalışılan HES’ler, madenler, ormanların satılması, nükleer enerji projeleri ve plansız yatırımlar gibi bir çok uygulama sadece zengin Anadolu doğasını değil, insan yaşamını da tehdit eder bir noktaya ulaşmıştır. Bizler, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan doğamızın kadim dengesini, sağlıklı ve mutlu bir yaşamın birinci şartı olarak görüyoruz. Var olan idari sistemin, taleplerimizi karşılayacağına dair artık inancımız kalmadığından; halk olarak bu gidişe dur demek ve kendi yaşam hakkımızı savunmak için ayağa kalkıyoruz; Nisan 2011 itibariyle vadilerden, köylerden, kasabalardan, şehirlerden yola çıkarak, Türkiye’nin dört bir yanından yol alacak kervanlar halinde Ankara’ya yürüyeceğiz. Ve taleplerimiz yerine getirilene kadar geri dönmeyeceğiz. Doğanın hassas dengesini korumanın, insan olarak vicdani sorumluluğumuz olduğunu düşünen herkesi bu hareketi desteklemeye çağırıyoruz.” Detaylı bilgi için: www.anadoluyuvermeyecegiz.net Kamuoyuna Duyurulur 11/03/2011
Bilindiği üzere ilimizde sürdürülmekte olan HES’lere karşı uzunca bir süredir mücadele etmekteyiz. Esasında bir bütün olarak yok edilen Çoruh Vadisi dışında 170’in üzerinde dere tipi HES projesi ile küçük vadilerdeki bütün yaşam alanlarımız da yok edilmektedir. Özellikle yapımı devam eden HES’lere bakıldığında çevresel etkilerin çok ağır olduğu da görülmektedir. Zaten bu nedenle de dava açılan neredeyse bütün projeler mahkeme kararı ile durdurulmakta ve projeler iptal edilmektedir. Haklı olduğumuz kamu vicdanında ve yargı önünde de kanıtlanmıştır. Ancak yüksek kar hırsı ile vadilerimizi ve sularımızı talan edenler su kullanım haklarını elimizden alanlar kamu vicdanını, hukuk kurallarını ve mahkeme kararlarını tanımamakta özellikle siyasi ve idari baskılarla bizleri sindirmeye çalışmaktadırlar. Bu kapsamda ilimizde ve bütün ilçelerde idareciler HES şirketlerinin işlerini kolaylaştırmak ve her türlü engeli ortadan kaldırmak için azami çaba göstermekte, zorunlu olan denetimler yapılmamakta, ruhsat ve izinler alınmadan inşaat izinleri verilmekte, izinsiz yapılanlar görmemezlikten gelinmektedir. Yörede yaşayan halkın düşüncelerine hiçbir zaman önem verilmemekte, halkın karşı çıktığı durumlarda öncelikle istihdam ve benzeri çıkar ve rüşvetlerle halk bölünmeye çalışılmakta, bu da olmazsa tehditlerle halk sindirilmeye çalışılmaktadır. Yöre halkı bütün bunlara karşın büyük bir sabır ve metanetle sularını ve topraklarını ve esasen yaşam haklarını savunmaktadır. Kuşku duyulmamalıdır ki bundan sonra da savunmaya devam edecektir. Bugüne kadar Artvin halkı ilin yöneticilerinden, özellikle valisinden Artvin’in geleceğine katkıda bulunmalarını beklemiş, bir eğitim ve turizm kenti olma hedefinde yol göstermelerini umut etmiştir. Ancak ilin sayın valisi göreve başladığı günden bu yana Artvin halkının ve esasen devletin valisi olmanın büyük onuru yerine siyasi iktidara yakın olma vizyonunu kendisi için yeterli görmüş, bütün kamu yönetimi ve idare hukuku kavramlarını bir yana bırakmıştır. Sayın vali HES’lere karşı haklı mücadelemizde bırakınız Artvin halkının yanında olmayı tarafsız bile olmamış, gerek kendisi ve gerekse kendisine bağlı bazı Kaymakamları ile HES şirketlerinin yanında olmuştur. Sayın valinin Artvin halkının valisi olmak gibi bir amacı olmamış, bunu önemsememiştir. Son olarak Artvin Kültür ve Yardımlaşma Derneği tarafından organize edilen ve 03 – 06 Mart 2011 tarihleri arasında Ankara Atatürk Kültür Merkezinde gerçekleştirilen “Artvin Tanıtım Günleri” kapsamında programda ve bütün davetiyelerde yer alan iki panel sayın valinin zorlamasıyla iptal edilmiştir. Bu panellerden 4 Mart 2011 tarihli olanı “Artvin’deki Enerji Yatırımları”, 5 Mart 2011 tarihli olanı ise “Dereler ve Hidroelektrik Santralleri” başlıklı olup her iki panel 1 Mart günü “bu panellerin yapılması halinde Tanıtım Günleri etkinliğinin tümünün iptal edileceği” tehdidi ile programdan çıkarılmak zorunda kalınmıştır. Sayın vali benzer zorlukları daha önce 12 Eylül 2010’da yapılan referandum sürecinde güçlükle düzenlenen bir panel sırasında da göstermiş, o dönemde bu panel büyük zorluklarla gerçekleştirilebilmiştir. Öncelikle aşağıda imzası bulunan sivil toplum kuruluşları olarak şunu ifade etmek istiyoruz ki; hiçbir baskı ve zulüm sularımızı, derelerimizi, topraklarımızı ve yaşam alanlarımızı savunma mücadelemizde bizleri yıldırmayacaktır. Bu toprakları bizlere emanet edenler, yabancı su tekellerine ve kar hırsı ile vadilerimizi ve yer altı zenginliklerimizi yağmalayanlara verelim diye canlarını vermediler. O kahramanların çocukları olanlar üzerlerine düşen görevi mutlaka yapacaklardır. Buna sayın vali de dahil hiç kimse engel olamayacaktır. Yaşadığımız 21.yüzyılda, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün en temel hak olarak bilindiği bir çağda, sürekli Anayasa değişiklikleri ile daha fazla özgür olacağımız söylenen bir dönemde, sivil toplumun demokrasiye ulaşmada öncü rolünün her düzeyde kabul edildiği bir dünyada bir vali bunları yok sayabiliyor. Artvin için çok önemli bir programda yer alan iki paneli bütün davetiyeler ilgililere ulaştıktan sonra iptal edebiliyor. Bunu anlamıyoruz, kabul etmiyoruz, bu anlayışı protesto ediyoruz. Tümüyle barışçıl, sadece bilgilendirme içerikli bir panele bile tahammül edemeyen bu anlayışı Artvin halkına şikayet ediyoruz. Son olarak sayın valiye, Artvin Halkının ve esasen devletin valisi olma konusunda tercihini yapmasını, aksi taktirde bizim valimiz olmadığını haykıracağımızı duyurmak istiyor, bu mücadelede bizleri yalnız bırakmayan Artvin Halkına teşekkür ediyoruz. KATILAN KURUMLAR
Yenilenebilir enerji yasası yargıya gidiyor 03/03/2011
CHP, yenilenebilir enerji ile ilgili yasayı Anayasa Mahkemesi'ne taşıyacak. Kapalı grup toplantısında milletvekillerinden konuyla ilgili onay alındı. CHP'nin yasada itiraz ettiği üç nokta var. CHP, uzunluğu 15 kilometrenin altında olan kanal veya nehir gibi alanlarda kurulacak elektrik üretim kaynaklarının yenilenebilir enerji kaynakları arasında sayılmasına karşı çıkıyor. Ayrıca, doğal SİT alanı ilan edilen yerlerde, elektrik üretim tesisi kurulmasına itiraz ediyor. CHP, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'nun, elektrik üretecek veya dağıtacak tesislerin denetimi için, denetim şirketlerinden hizmet satın alabilmesinin de iptalini istiyor. CNNTürk Yenilenebilir Enerji Kanununun İptali İstemiyle Anayasa Mahkemesine Götürülmesi İçin CHP'ye Çağrı 22/02/2011
İçeriği ile birçok çarpıklık ve Anayasa’ya aykırılıklar içeren “Yenilenebilir Enerji Kanunu”nun ivedilikle Anayasa Mahkemesi’ne başvurularak iptal ettirilmesi için Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na ve Merkez Yürütme Kurulu üyelerine çağrı yapmak üzere hazırladığımız mektubu ekte bulabilirsiniz. Bu mektubun olabildiğince çok kişi tarafından gönderilmesi önemli. Mektubu aşağıda yer alan faks numaralarına ve email adresine, Kurum ve Kişiler olarak iletelim. Kemal Kılıçdaroğlu CHP GENEL BAŞKANI Meclis Faks: 0312 420 52 82 Parti Faks: 0312 207 40 39 Email: kemal.kilicdaroglu@chp.org.tr Gürsel Tekin MYK üyesi gursel.tekin@chp.org.tr Hurşit Güneş MYK Üyesi hursit.gunes@chp.org.tr Süheyl Batum MYK Üyesi suheyl.batum@chp.org.tr Erdoğan Toprak MYK Üyesi erdogan.toprak@chp.org.tr Volkan Canalioğlu MYK Üyesi volkan.canalioglu@chp.org.tr İzzet Çetin MYK Üyesi izzet.cetin@chp.org.tr Osman Korütürk MYK Üyesi osman.koruturk@chp.org.tr Gülsün A. Bilgehan MYK Üyesi gulsun.bilgeham@chp.org.tr Engin Altay MYK Üyesi engin.altay@chp.org.tr Faik Öztrak MYK üyesi faik.oztrak@chp.org.tr Sencer Ayata MYK Üyesi sencer.ayata@chp.org.tr Sezgin Tanrıkulu MYK Üyesi sezgin.tanrikulu@chp.org.tr Bihlün Tamaylıgil Genel Sekreter bihlun.tamayligil@chp.org.tr Emrehan Halıcı MYK Üyesi emrehan.halici@chp.org.tr Sena Kaleli MYK Üyesi sena.kaleli@chp.org.tr Alaatin Yüksel MYK Üyesi alaatin.yuksel@chp.org.tr Anadolu'nun İsyanı 21/02/2011
Duymadım, görmedim, bilmiyorum diyenler için Anadolu’daki dere ve doğa katliamı belgelendi… Enerji ve kalkınma politikalarının doğa ve akarsular üzerindeki olumsuz etkisini ve halkın bu yatırımlara karşı tepkisini gözler önüne seren ‘Anadolu’nun İsyanı’ adlı film rekora gidiyor. Herhangi bir kar amacı güdülmeden konuya duyarlı insanların gönülden destekleriyle tamamlanan film, HES’lere karşı Anadolu’da verilen mücadeleyi bizzat onların ağzından anlatıyor. Hidroelektrik santrallerin (HES) doğa ve kırsalda yaşayan insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini ve HES yatırımlarına karşı verilen mücadeleleri anlatan ‘Anadolu’nun İsyanı’ adlı kısa film gönüllü desteklerle ve kolektif bir çalışma sonucu ortaya çıkarıldı. Anadolu’nun dört bir yanında devam eden HES çalışmalarının yıkıcı etkisine dikkat çeken film Akdeniz’den Karadeniz’e, Doğu Anadolu’dan Ege’ye kadar 20 bin kilometre yol kat edilerek çekildi. İnternet üzerinden indirilebilen, çoğaltılmasına ve dağıtılmasına, festival ve toplu gösterimler için özel izin alınmasına, kullanılmasına herhangi bir kısıtlama konulmayan film, Anadolu derelerinin özgür akması için mücadele edenlere adandı. Üç gün içerisinde 50 bine yakın izleyiciye ulaşan filme dileyen herkes sosyal paylaşım sitelerinden, www.anadolunehirleri.org/tr.html veyawww.vimeo.com/19937849 adreslerinden ulaşabiliyor. Filmle ilgili yapılan açıklamada, şunlar söylendi: “Bizlerin doymak bilmeyen tüketim alışkanları ve ihtiyaçlarının doğa üzerindeki yıkıcı etkisi her geçen gün biraz daha artıyor. Hiç haberimiz olmasa da, umursamazsak da, gitmesek de, görmesek de bizim bu yaşam biçimimizin bedelini birtakım canlılar, insanlar ödüyor. Bu film; bir yandan Anadolu nehirleri ve doğası için verilen mücadeleleri anlatırken, bir yandan da şehirlerde hiçbir sorun yokmuş gibi yaşamaya devam eden insanlara ayna tutmak ve bu soruna ortak etmek için hazırlandı. Unutmamız gerekiyor ki, bu ateş sadece düştüğü yeri değil tüm canlı yaşamını yakacak. Bu gerçeğin fakına varanlar Nisan ayında tüm Anadolu’dan Ankara’ya doğru yürümeye başlayacak. Bu yürüyüşe katılmak ve destek vermek hepimizin yaşama karşı ortak sorumluluğudur. ” Doğu Karadeniz Heyelan Ve Taşkınları Sempozyumu'na katılmak için Trabzon'da bulunan Çevre ve Orman Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu'nu protesto eden öğrencilerin polis tarafından orantısız güç kullanılarak yaka paça gözaltına alınmasına Türkiye Su Meclisi sert tepki verdi. Türkiye Su Meclisi, "Öğrenci Kolektifi' üyesi öğrencilerin yasal, anayasal ve uluslar arası sözleşmelerle güvence altına alınmış düşünceyi açıklama ve yayma haklarını kullanarak basın açıklaması yapmak, HES'ler hakkında görüş ve düşüncelerini açıklamak istedikleri sırada polis tarafından engellenip, dövülüp, yerlerde sürüklenmesine tepki gösterdi. Türkiye Su Meclisi adına açıklama yapan Av.Yakup Okumuşoğlu "Sayın Bakan ancak körler sağırlar birbirini ağırlar toplantılarında konuşabiliyor. Bir Çevre Bakanı düşünün ki ülkenin tüm doğal yaşam alanları, vadileri yıkılırken, HES'lerin vadileri güzelleştireceğini söyleyebiliyor. Halkın sorunları ile alay ediliyor. Sayın bakan eğer samimi ise seçerek oluşturdukları topluluklar önünde değil, kapalı mekânlarda değil, yıkılan bir vadide HES'in önünde konuşsun. Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrenci kolektifinin susturulmak istenmesi ilk değil. Zira öyle bir demokrasimiz var ki, ülke yıkılmasın satılmasın diyenlere tahammül edilemiyor. Bir demokrasi düşünün ki demokratik haklarını kullanıp basın açıklaması yapıp HES'leri protesto etmek isteyen öğrencilerimiz dövülüyor. Bir demokrasi düşünün ki özgürlük ve evrensel düşünceyi ifade eden üniversitelerden polisleri eksik etmiyor. Bir demokrasi düşünün ki kendileri gibi düşünmeyenler, kendilerinden olmayanlar vatan hainliği ile çıldırmışlıkla, çapulculukla suçlanabiliyor. Bir demokrasi düşünün ki yöneticileri hukuk devletini beş dakikada bir yasa yapmak sanıyor. Mahkeme kararlarının önüne yasa çıkartarak, yönetmelikleri değiştirerek geçmeyi marifet sayıyor" dedi. Bakan Eroğlu halkla dalga geçiyor Eroğlu'nun sempozyumda, hidroelektrik santralleri savunarak, HES'lerin kurulduğu vadileri çok daha güzel mekânlar haline getireceklerini ileri sürdüğüne dikkat çeken Okumuşoğlu, "Bakan Eroğlu bunları söyleyerek halkla adeta dalga geçiyor. Kendisi cesareti varsa bu sözleri HES'lerin yapıldığı vadilerden birine giderek halka söylesin. Anlaşılıyor ki kendisinin güzellik anlayışı inşaat ve paradan ibaret. Sayın Bakan binlerce, milyonlarca yılda oluşan doğal güzellikleri beğenmiyor da üç beş inşaat şirketinin o güzelim vadileri tarumar ederek kurdukları santralleri güzel buluyor." dedi. Türkiye Su Meclisi Yürütme Kurulu Üyesi Avukat Yakup Okumuşoğlu’nun, 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü’nde kamuoyunu sulak alanlar konusunda duyarlı olmaya çağıran Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’na yanıtı sert oldu. Türkiye'de sulak alanların, başta Ramsar Sözleşmesi olmak üzere Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği’yle korunmaya çalışıldığını, Türkiye’nin 40. yılı kutlanan Ramsar Sözleşmesine ise ancak 1994 yılında dâhil olduğunu belirtti. Okumuşoğlu; Ramsar Sözleşmesi, sulak alanları genel olarak "bütün sular" olarak tanımlamışken, Türkiye’de uygulanan yönetmelikte yapılan değişikliklerle, daimi ya da geçici tüm akarsuların oluşturduğu sulak alanlar sadece kıyı kenar çizgisi belli edilmesi gereken 16 adet nehrin, nehir olarak kabul edilen kesimlerine indirgendiğini söyledi. Koruma altına alınmış sulak alanların dahi yapılan değişiklikle sınırlarının daraltıldığını, "akılcı kullanım” adı altında insan faaliyetlerine açıldığının altını çizen Okumuşoğlu, “değiştirilen yönetmelik açıkça, Türkiye tarafından kabul edilen ve kanun hükmünde sayılan Uluslararası Ramsar Sözleşmesine aykırıdır” dedi Sulak alanların sadece sınırları belli edilmiş, koruma altına alınmış sazlık, bataklık ve belli göllerden ibaret olmadığını ifade eden Okumuşoğlu, Türkiye’deki sulak alanların karşı karşıya olduğu tehditleri şöyle özetledi: Türkiye'nin akarsularının neredeyse tamamı, kaynağından denize kadar birbiri ardına inşa edilmek istenen HES’ler ve barajlar nedeniyle tahrip edilmiş ya da edilmek üzeredir. Sulak alan olan akarsu yatakları yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Söz konusu HES’lerin çoğunda akarsu yatakları hafriyat depolama alanları olarak kullanılmış, doğal yapısı bozulmuş, çöp ve molozlarla doldurulmuştur. Diğer yandan HES’ler ve barajlar nedeni ile inşa edilen setler ve regülâtörler, sedimantasyon geçişini engellediğinden, akarsular kalitesini kaybetmekte, suların denizle birleştiği yerlerde çok değerli ekosistemler ve sulak alanlar ortadan kalkmaktadır. Sulak alanların kaybı, gezegenin milyonlarca yılda var ettiği dünya üzerindeki en değerli ekosistemlerin, biyolojik çeşitliliğin en yoğun olduğu alanların geri dönüşü olamayacak şekilde ortadan kalkması anlamına gelmektedir Tüm bu zenginliğimizin yok olmasının en önemli sorumlusu Çevre ve Orman Bakanlığı ve bizce bu bakanlık koltuğunda oturan Sayın Veysel Eroğlu’dur. Sayın bakanın, kamuoyu önüne çıkıp insanlara sulak alanları koruma tavsiyelerinde bulunması trajikomiktir. Sulak alanlara zarar veren faaliyetler; tarım arazileri açmak için kurutma, akarsuların HES’lerle doldurulması, havzadan havzaya su transferleri olup, bu faaliyetleri “akılcı kullanım” adı altında planlayan, izin veren ve denetlemeyen ise Çevre ve Orman Bakanlığı’nın bizzat kendisidir. Anadolu Meclis Önünde Buluştu 25/01/2011
Anadolu’nun doğasını savunanlar Tabiatı ve Biyoçeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı'nı protesto etmek için Ankara'da TBMM'nin önünde basın açıklaması için bir araya geldi. 200’e yakın yerel ve ulusal ölçekteki oluşumun destek vereceğini duyurduğu basın açıklamasına Anadolu’nun dört bir yanından gelenler de katıldı. Katılımcılar adına açıklama yapan Sarıkeçili göçerlerinin lideri Pervin Çoban Savran, “Toprağımızı, suyumuzu, zengin çeşitliliğe sahip Anadolu'muzu yok edecek Tabiatı ve Biyoçeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı Anadolu’nun ölüm fermanıdır. Anadolu halkı bu tasarının Meclis’ten geçmesine izin vermeyecek” dedi. Savran, şunları söyledi: “Bugün burada meclis’in önünde toplandık. Buradayız çünkü; yaşadığımız vadilerimizden, köylerimizden, şehirlerimizden sesimizi bugüne kadar buralara ulaştıramadık. Aylardır, yıllardır söylüyoruz, bağırıyoruz…Anadolu’yu vermeyeceğiz! Anadolu bizim köklerimiz, bizim tek yaşam kaynağımız.Durun dedik, davalar açtık, yaşam alanlarımızı yok etmek isteyen iş makinelerine göğsümüzü siper ettik. Anadolu doğasına dokunmayın dedik ama bugüne kadar sesimizi duyuramadık. Ne dediysek Meclis’in duvarlarına çarpıp bize geri döndü. Sabır gösterdik, duyarlar, anlarlar dedik. Ne duyan, oldu, ne anlayan ne de kulak asan.” Bugüne kadar parça parça yok edenlerin Tabiatı ve Büyolojik Çeşitliliği Koruma Tasarısı adı altında toptan yok etmek için harekete geçtiklerinin altını çizen Savran, bu tasarının Anadolu doğasının ölüm fermanı olduğunu söyledi. Tabiatı Koruma Kanunu’nun kendisinin tabiatının bozuk olduğunu belirten Savran “20 kişilik bir kurul kuracaklarmış! Bu 20 kişi toplanıp, sit alanları, milli parklar korunsun mu korunmasın mı karar vereceklermiş. Gerekirse bu alanları santrallere açacaklarmış. Orada yaşayan kurdun kuşun, tüm canlıların, bizlerin yaşam alanlarını satma hakkını size kim verdi?” dedi. Anadolu insanı olarak, kurda kuzu emanet etmeyeceklerini iyi bildiklerini kaydeden Savran şunları söyledi: “Varolan sit kararlarını yargıya götüreceğini söyleyen sizlere ve bürokratlarınıza doğamızı emanet eder miyiz sanıyorsunuz! Doğayı korumakla yükümlü olan yöneticiler, bizim feryadımıza kulak vermek yerine, gözlerini para hırsı bürümüş bu bir avuç talancı ne isterse onu yapıyor. Onlara sesleniyorum: Oturduğunuz koltuklara bu halkın oylarıyla geldiğinizi unutmayın. Bizler kimseye, doğayı yok etsinler diye vekalet vermedik. Bu nedenle bu yasanın asla bir hükmü olmayacaktır. Anadolu halkı bu tasarının meclis’ten geçmesine asla izin vermeyecektir.Eeğer yasalar doğamızı korumayacaksa halk olarak bizler koruyacağız.Anadolu doğası ve insanı için bu mücadele bir ölüm kalım mücadelesidir.” www.anadoluyuvermeyecegiz.net |




RSS Feed