Türkiye Su Meclisi'nden Birlik Çağrısı 29/03/2011
Türkiye Su Meclisi, son zamanlarda artan bir ivme ile sistemli bir karalama kampanyasının odağı haline getirilmiştir. Meclis üyeleri, yapılan ithamları derin bir üzüntü ile izlemektedir. Son günlerde sanal ortamda yayımlanan bazı yazılar; doğanın katledilmemesi için alınteri ve yüreğiyle ayağa kalkan Anadolu halkını karşısına alarak, sermayenin uzantısı olmakla suçlamaktadır. Türkiye Su Meclisi, Türkiye'deki HES karşıtlarının topyekün bir rekabet ortamına sürüklenmesinden ve parçalanmasından duyduğu endişe nedeniyle, bu ithamlara yanıt vermek zorunda kalmıştır. Türkiye Su Meclisi'ni bir araya getiren temel belge, 18 Ocak 2010'da Rize İkizdere'de tüm Meclis üyelerince onaylanan Su Manifestosu'dur. Bu manifestoya göre, Türkiye Su Meclisi aşağıdaki temel ilkeleri benimsemiştir:
Su Meclisi'nin sermayeden beslendiği ve AB veya benzeri uluslar arası kurumların güdümünde hareket ettiği yönündeki iddialar asılsız ve mesnetsizdir. Meclisin Yürütme Kurulu, oylama yapılarak Genel Kurul üyeleri tarafından seçilmekte ve bu iki organ dışında Meclis adına karar alınan başka bir merci bulunmamaktadır. Türkiye Su Meclisi, hiçbir zaman, hiçbir ticari oluşumla ortaklık kurmamış, şirketlerden ne bağış talep etmiş, ne de kabul etmiştir. Kurulduğu günden bu yana Meclis’imiz bir halk meclisidir ve tek gelir kaynağı üyelerimizin aidat ve bağışlarıdır. Meclis’in tüm çalışmaları gönüllü olarak yürütülmektedir. Türkiye Su Meclisi, siyasi düşünce, dil, din, ırk ayırt etmeden HES’lere ve suyun ticarileşmesine topyekün karşı duruş sergileyen tüm sivil oluşumların üyeliğine açıktır. Tüm üyeler, Meclis çalışmaları hakkında eşit oy hakkına sahiptir ve hiçbir üye tek başına Meclis adına belirleyici olamaz. Türkiye Su Meclisi, yönergesinde yer alan AB Su Çerçeve Direktifi’ne yönelik eleştirileri Meclis’in Haziran 2010’da Beypazarı’nda gerçekleştirilen toplantısında ele almıştır. AB Su Çerçeve Direktifi ve havza planlaması ile ilgili belirsizlikler nedeniyle bu konu Meclis çalışmalarının tümüyle dışında bırakılmış ve bu karar Genel Kurul’a yazılı olarak iletilmiştir. Özetle, Türkiye Su Meclisi’nin AB Su Çerçeve Direktifi’ni destekleyici bir girişimi hiçbir zaman olmamıştır. Türkiye Su Meclisi ile ilgili söylemlerden biri de, Büyük Anadolu Yürüyüşü’nün Türkiye Su Meclisi tarafından yönetildiği şeklindedir. Türkiye Su Meclisi, Büyük Anadolu Yürüyüşü’nün yöneticisi veya yürütücüsü değildir. Türkiye Su Meclisi, Ocak 2010’da doğa haklarını anayasal güvenceye almak amacıyla kurulmuştur. Bugün pek çok başka sivil insiyatif tarafından da benimsenen bu amaç, bizlere HES’lere karşı mücadele eden tüm kişi ve kurumlarla saygıya dayalı bir ilişki kurma yükümlülüğü vermektedir. Bu nedenle Türkiye Su Meclisi, bu güne kadar kendisini zaman zaman hakarete varan bir çizgide eleştiren oluşumlar da dahil, hiçbir sivil insiyatifin çalışmalarını değersiz kılacak bir söylem geliştirmemiştir. HES’lere karşı mücadele eden oluşumlar ortak bir kurumsal çatı altında toplanmak istemeyebilirler. Ancak bu oluşumların birbirine kasten zarar vermeye çalışması, hak mücadelesinin temel etiğine aykırıdır. Meclisimiz’in var oluşuna yönelik haksız eleştiriler ve Türkiye’deki HES karşıtı hareketlerin birbirine adeta düşman edilmek istenmesi, şüphesiz ki yalnızca HES şirketlerini ve onların yandaşlarını sevindirmektedir. Türkiye Su Meclisi, yaşadığımız toprakların acımasızca katledildiği ve kapitalist sistemin emrine sunulduğu bir dönemde, HES’lere karşı mücadele eden tüm tarafları itidal, saygı ve birlik beraberlik içinde hareket etmeye davet etmektedir. Türkiye Su Meclisi Yürütme Kurulu CommentsAlperen 26/10/2011 22:58:22 Hidroelektrik santraller ve baraj gölleri ile denize akan su tutulur ve kurak mevsimde hayvana insana bitkiye tatlı su kaynağı olur. Eğer bir vatandaşımız olarak barajlara karşı iseniz lütfen gidip Urfa da Adıyaman da Gap barajlarının suyu ile kuru tarımdan sulu tarıma geçen hemşerilerinizi de bilinçlendirmeye!!! çalışın. Aydınlansınlar!!! Tekrar kıraç toprak tarımına dönsünler. Türkiye’de her yıl 45 milyar dolarlık doğal gaz ve petrol ithal edilip bunun önemli kısmı termik santrallerde kullanılmaktadır . Türkiye Nehir tipi HES kapasitesinin yalnız % 3 ünü kullanmaktadır . Balkan ülkelerinde bile bu oran % 60 dır. Avusturya Fransa gibi dağlık bölgeleri olan Avrupa ülkelerinde 1920 li 30 lu yıllardan itibaren bu potansiyel kullanılmıştır. İTÜ de su makinaları hocamız rahmetli Hasan Fehmi Yazıcı Fransa’nın ikinci dünya savaşından sonra yaptığı ilk işin küçük dere tipi HES leri tekrar çalıştırmak olduğunu anlatırdı. Bir süre çalıştığı Fransa zengin bir ülke iken bunu en yüksek kapasite ile kullandığı halde Türkiye gibi bir ülkenin düşük suyu akıtıp bakmasına ithal doğal gaz ve kömür ile enerji üretmesine çok üzülürdü. Şu Büyük barajlı HES kapasitesinin bile önemli kısmı kullanılmamaktadır. Norveç elektrik ihtiyacının neredeyse tamamını HES ler ile karşılamaktadır. Nehir tipi HES lerde su bir borunun içinden akar aşağı indikçe basınç kazanır türbini çevirerek dışarı çıkar. Hiçbir katı sıvı veya gaz atık bırakmaz. Artık her slogan atıp da iş makinasının önüne yatanı kahraman zannetme dönemi çok gerilerde kaldı. Niyetiniz TC her sene 45 milyar dolarlık petrol ve doğal gaz ithal etsin belini doğrultamasın hesabı ise bunu anlayabilirim bakın!!! Leave a Reply |

RSS Feed